Kuğu Gölü Aspendos

 

 

Ne kadarım dürüst ne kadarım alçakca yalancı bilmeden yazma isteğiyle vuruyorum tuşlarına bilgiSARAYın .Hınc-ını-al-an acımasızca,yakıni bağlar hariç zarar vererek sanat yazabiliyorsa yıllardır… yani,zalimin zulmü varsa… sevenin allahı var diyerek sevenden yana oluyor yavaşlıyor parmaklarım . Kaç satır yazar, kaç satırını silerim bilmeden…kimleri kırarım, kimler sevinir demeden ,fonum da Çaykovski’ nin notalarıyla yaşamışlıklarımı aslında cesaretsiz bir cesaretle satırlara bırakıyorum .

 

Memleketim Kaş topraklarından sabah yola çıktığımda polis Bülent Özkan daha şehit olmamış / birileri doğmamış / belki başka insancıklar ölmemişti. Henüz güzel bir günde bir bir ilçelere uğrayarak kıyıdan , sanatçıların kaldığı Manavgat yakınlarındaki otele vardığımızda bale sanatçılarını yazlık bir otele safi uyumsuz bembeyaz ve çok yorgun bedenleri / akşam için gergin bakışları / sırtlarını deniz ve havuza dönmüş ellerinde kahve ve sigaralarla bulduğumda bir gece önceki videolarını izlemek üzere son düzeltmeler adına beklenmekteydiler / ellerinde taşınmayacak ağırlıkta çantalarıyla 2 saat sonra Aspendos yollarına kuğu değil hamal taklidiyle giderken gördüğümdeyse canım acıdı. Geçen yıl Mehmet Balkan tarafından sahnelenen Türk Devlet Opera ve Bale topluluğu adıyla oluşturulmuş seçme sanatçı ekibi Kuğu Gölü’nü , çıkan / değiştirilen / eklenen yeni sanatçılarla ve geçen yılkilerle tekrar ve çok kısa sürede gerçekleştirecekleri için tüm heyecanlarıyla hazırlanmaya giderlerken, biz İstanbul Opera ve Balesi Orkestra sanatçılarıyla otelde kaldık. Onlar da geçen yıl esere eşlik eden İzmir yerine çalacakları için heyecanlılardı. Şafak’cığımla sohbet / hazırlık / yol durumunu hızla geçerek……

 

Seneler seneler önce karnımda Sude ile Donkişot eseriyle  açılışını yaptığımız Aspendos festivalinin yapıldığı 2000 yıllık tarihi Aspendos antik tiyatrosunun  merdivenlerinden kalbimde hiç tanımadığım çırpınır bir vuruşla…boynumda uzak gözlüğüm çıkıyorum basamakları. İzlemeye yüreğim dayanırsa, artık yerim orası…19 yıl sonra bu kez karnımdaki yanımda / büyümüş / lise sonda / aşık bile olmuş / ben sahnedeyken çocuk balesinde olan çocuk balerinler büyümüş, 30’ lu yaşları bile geçmişler / genç meslektaşlarım rolleri bölüşerek günlerdir provadalar / kimisi başrolde kimisi kariyerlerine rağmen eseri kuvvetlendirmek adına her rolde…Orkestrada yeni sanatçılar var ama çoğu yıllarca aynı anda ter akıttıklarım,birlikte büyüdüklerim. Kullandığım astım ilacından beri hızla bozulan gözlerime can gelsin diye gözlüğümü takıyorum hayat netleşiyor. Yıllarca benim dış ekibimde görev almış / Kaş festivallerinde nefer olmuş sanatçılardan Arkın Zirek büyümüş / kariyer yapmış/ Antalya ‘nın idareciliğine gelmiş hararetli bir protokol koşuşturmasında. Saçları beyazlamış /  sanat sebebiyle küste olsak gözlerim doluyor/ gururlanıyorum.Hemen arka sıralarda sahneleri paylaştığımız Ayfer Zeren İstanbul’un yöneticisi olarak heyecanla beklemede, hiç açmadığı topuzunu kesmiş… artık dönüşlerde saçlar yüzüne gelmiyor. Çünkü o görevini yüreğiyle/aklıyla ve dönmeden yapıyor …bir tebessümde ona gidiyor gözlerimden. Yanında İlke Kodal Türk Balesinin en iyilerinden…ama oturuyor? Hemen yanlarında yine tarihe imza atanlardan Zeynep Sunal var… artık eğitmen / en gerçeğinden. Protokolde tanımadığım yüzler var kim nerenin müdürü kaçırdım ben artık sürekli bir değişim..Makamsal oturuşlarından tanıyorum hepsini ve tanrı müdürü yarattı görseli / görevden alındıklarındaysa yine oturuşlarından anlıyorum gideni…Neyse, tarihi koruma planlarıyla yarıya indirilen seyirci tamda istenilen sayıda basamakları doldurmuşlar…Ben surlara,seyircilere bakarak başımı döndürürken alkışlar başlıyor. Şef Elşat Bagirov beyaz saçlarıyla takip ışığının içinde süzülerek yerine yürürken orkestra ayağa kalkıyor eline bagetleri aldığında başka bir çizgiye geçiyoruz diiiiiiii rararara raaa rara rara raaaaa rara ra raaaaaaaaa…..uvertürde bir trafik kazası hızıyla  tüm anılar tozlarını üflüyor….nasıl konsantreyim…….nasıl.

 

Beyaz ve siyah kuğuyu iki ayrı sanatçının oynayacağını duyunca bozulmuş “bizim iki kuğuyu oynayacak teknikte kuğumuz yok mu? Hem fizik/ hem teknik/ hem de ruhu olan…şu insan kemiren fuetteleri dönüp bitirebilen / 3 perdeye dayanıklı ? geçmişte Jale Kazbek’le , Meriç Sümen’in paylaştığı döneme de anlam veremediğimden cevabı bir an önce alma telaşıyla girişi merakla bekliyorken senaryonun iki ayrı kuğuya ihtiyaç nedenini görerek rahatlıyorum… ya da Şefik Kahramankaptan’ın kalemine  inanmaya bırakıyorum kendimi.Nefesli sazlar sahneyi gerçeğe dönüştürdüğünde Saray soytarısı davetlileri karşılıyor..Nasıl tadında,nasıl teknik /nasıl çizgi üstü…Biz de yapılan bale yarışmasında ödül alanlardan Avetik Karapetyan ..Ama biz de birkaç Avetik var söylemeden geçmiyim.

 

Savaş Camgöz’ün dekorları ve 1. perde kostümleri tüm kalitesiyle sahne ışıklarıyla buluşuyor. Daha önce söylediğim gibi çoğu sanatçı solist olduğundan kordöbale  tüm kalitesiyle şahlanmakta…Ama soytarı o kadar iyi ki …o kadar yani! Benno ve 2 kız arkadaş solistleri fevkalade asılmalarına rağmen eksik kalıyorlar yanında. Oysaki istanbul’un başrol dansçılarından Zuhal Balkan Karaca, İzmir’in başrol dansçılarından Aslı Kaynarsu ve eşi Emre Kaynarsu’nun erişilmez danslarını izlemişliğim var, ama Soytarı bu alan benim… bu gece de benim… dediğinden bir eksik var enerjilerinde. Müzikle beraber Serap Meriç’in yıllar önce nasıl dans ettiği/  havada nasıl asılı kaldığı kanımda dolaşıyor Serap’ta bu sahne benim… demiş bir kere ,onu arıyor gözlerim .Kuğular sahneye bir bir gelirlerken yine içimde bir heyecan diziliyorlar çizgilerine her birinin tütüleri pullar içinde/ gözlüğümü çıkarıp Sude’ye veriyorum silsin diye…ama değişen bir şey yok. Ömrümde böylesi parlak kuğu tütüleri görmedim.Tüm mat kalite fanfanlı bir ortam yaratmış Savaş Camgöz gibi bir virtiözün yapmayacağı bir şey …ama yapmış işte.Ve herkesin mi gözünden kaşmış olmadığı?  / Rotbarte kanatsız ? / Prens yurtdışından getirilmiş /  sanki Türk balesinde prens kalmamış….

e olmamış üzgünüm…Sonra Deniz Zirek format üstü bedeni , asalet yüklü yüzüyle süzülüyor sahnelerde… karşıdan bir takip ışığı gelmiyor üzerine…hiçbir anlatım aksetmiyor bize… Parlak olmayan bir yıldız gördünüz mü hiç ?

Takip ışığı sofitadan da olsa, karşıdan da gelse evet! insanı geri iter ve çok zordur ona direnmek…ama sanatçıyı sihriyle yüceltir onu herkesten ayrı kılar / detay mimiklerini yansıtır evrene / ayrıca solist olunacaksa…ona,o kuvvetli ışığa direnene açar bütün güzel yolları. Denizi karanlıkta da izlesem tanırım ben/ o çok özeldir ve isterse tek olabileceklerden dir…seyirci Deniz’le tanışamadı, sadece takip ışığı yüzünden denizin engin rengi görünemedi…sanki İzmir’de gece karanlık denize bakıp orası deniz mi ? kara mı? dediğiniz gibi.

4 kuğu ,2 kuğu şahaneydiler.Deniz başta olmak üzere tüm siyah ve parlak beyaz kuğuların ayaklarından öperek..orkestraya çeviriyorum gözlerimi…sadece selamda göz göze gelebildiğim orkestramızı tüm hücrelerime çekerek izliyorum… icraatlarıyla ve ruhani farklılıklarıyla tanıdığım dostlarımı görsel boyut ekleyerek dinliyorum. Ferda’nın  arp kadanslarında tanrıya selam, aşka selam, sanata selam vardı / Sasha soloda tüylerimi hiç indirmedi/ tam yanında Seda da aynı soloyu çalıyormuşcasına sayfalarını çevirirken tellerdeki parmakları gibi yaşayarak diğer tarafa yatırıyordu sayfaları.

Sağ orta önde Şafak Erişkin çello soloya başladığında artık gözüm sahneye hiç kaldıramıyorum, iki damla yaş tüm ömrüm için ve yeryüzündeki tüm kuğular için süzülüp Aspendos’un yer satıhına karışıyor. Alkışlar arasında, şu bırakınca normal insan bedenine büründüğüm sigarayı içmek üzere protokol kapısına doğru yürüyorum… ki…

Serap Meriç, Lale Sezgin’le beraber orada. Saçlarını boyamadığından yaşadığı her bir zorluk kır saçlarıyla selamlıyor beni önce, o güzel gülüşüyle sarılıyor boynuma.”Ah! diyorum senin az önce havada asılı fotoğrafların geçti hafızamdan ne güzel din sen /  seni çok özledim..”

Lale’ de parlak tütülere takılmış yüzü asık benim gibi… bir kaç foto ekliyoruz şu ömrü şahanemize ve 3. perde için yine yerlerimizdeyiz.

Kostümler harika Tarantella da Zuhal ,mazurka soloda Melike şiir gibiydiler.Babalarıyla saraya gelmeleri libretto için miydi bilemesem de Ertuğrul ve canım Cevat abim tüm asaletleriyle oturarak tamamladılar 3. perdeyi , babam yok diye midir bilmem ısınamadım bu duruma . İspanyol soloda Müge Celiloğlu mıhladı hepimizi …Seyirci toplu halde beğendi mi alkışıyla ödüllendir ya …işte öyle yaptı seyirci Müge ve Avetik’e/ olağan üstülerdi.

Ve ardından Siyah Kuğu Burcu Olguner mührünü vurdu sahneye..Ajilite, konuya hakimiyet,teknik, irade gücü, güzellik, inat,sanata sadakat, hürriyet ve daha ne gerekliyse vardı.İşte olmuştu..Eseri sahneye koyan, koreografiyi yapan, librettoyu yazan, dekor ve kostümleri tasarlayan, gerekli gereksiz çalıştırıcılar/ öğretmenler, her gün otobüslerini kullanan şoförler, yemek hazırlayan aşçılar, garsonlar, çarşafları değiştiren kat görevlileri… hepsi ama hepsi görevlerini Burcu Olguner’le kanıtlamışlardı. Minicik bir kuğu sahneye adımını attığında nasıl devleşir, tüm seyirciyi avucunun içine nasıl alır gördük . Fuetteler başladığında değerli öğretmenim Madam Nina Çikolava’nın el parmaklarını üst üste geçirerek güç vermesini uyguladık Sudemle …fuetteler  2 eksik te olsa bittiğinde üzerimde sanata dair taşıdığım 2-3 hücre de ölerek göz yaşlarına dönüştü. O an içimde ki ben , neden tüm riskli sanatsal sorumluluklardan uzak durduğumu, 6 saat mutlulukla ütü yaparak, yemek tasarımlarıyla annelik arasında huzura eriştiğimi fısıldadım diğer benimin  kulağına.

 

Yollarınız hep açık olsun Samsun -Antalya-Mersin-İzmir-İstanbul-Ankara sahnelerinde ki  bale sanatçıları ve henüz eğitimini alanlar. Yollarınızı kimselerin kapamasına izin vermeyin. Hepinizin ayaklarından ve yüreklerinden sevgi ile öperimmm.

 

Not: Hazırlık aşamasında doğal olarak prova salonlarında çalışarak denizi güneşi göremeyen tüm sanatçıları 5 yıldızlı otellerde kaldırıp, otobüslerle km lerce yollarda götürüp masraf yapılacağına  festival bütçesinden tüm Türk Baleleri birimlerine yeni eserlerin ve koreografların telifleri için para ayrılabilinse daha iyi olmaz mı?  Temsil sonrası bir gün,

5 yıldızlı otel tatili tüm sanatçıların motivasyonları ve mükafatları için daha uygun sanki.

Ama diyeceksiniz ki sen kimsin? Ben mi?

 

Son ütücü

Hülya Aksular*             Oktayıma….tüm sahneleri paylaştığım sanatçı büyüklerime…yaşayan yaşamayan herkese selam olsun.